HASLET
Günümüzde bazı "haslet"ler kayboldu maalesef.
Örneğin bizim kuşağın iyi bildiği bir "haslet"ten bahsetmek istiyorum. Gençlik yıllarımızdan biliriz. Berberlere tıraş olduktan sonra "borcum ne kadar?" Diye sormak ayıptı. Dükkânda, Berberler Odası'nın bir tarifesi olmakla birlikte, birçok kendini bilen, "esnaf" ya da aklıselim insan berberin, saç yıkamaktan kaş, kulak ve burun temizliğine varıncaya kadar verdiği hizmet göz önünde bulundurulduğunda bu tarifeye pek uymaz, onun biraz üzerinde bir meblağı berbere öderdi. Berber, sanki o anda gizli bir iş yapılıyormuş gibi bu kişilerden aldığı paraya bakmadan çekmeceye atar, "sıhhatler olsun" diyerek müşterisini uğurlardı.
Berberlerin sadık müşterileri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, belki iş bitiminde kasayı kontrol ederken "kim ne vermiş"i ayırt etmek üzere özel bir tasnifi vardı ancak en azından güvene dayalı bir anlayışın var olduğundan söz edilebilir. Belki de bazı kişiler, berber ile: " bu yıl şu fiyattan yapalım" anlamında sözleşmiş olabilirlerdi.
Bir keresinde benim de tanıdığım, o yörenin "meşhur esnafı" olarak bilinen ve kendilerine haz lâkaplarıyla tanınan bir müşterinin, hoş sohpet bir saç sakal tıraşı olduktan sonra para vermeden "hayırlı işler" diyerek dükkândan çıktığı dikkatimi çekmiş, bu durumu berberle arasındaki benzer bir sözleşmenin gereği sanmıştım. Oysa adam çıkar çıkmaz berber: "Bunlar böyle işte. Para sahibi olmak ile insan olmayı aynı şey zannediyorlar" demişti. Sonrasında adamın o "seviye"lere nasıl geldiğine ilişkin hikayesini tıraş boyunca dinlemiştim.
Her nasıl olursa olsun, bu yazılı olmayan "kural"ı birçok kez gözlemlemiştim. Ancak çocukluğumda ben, babamın işaret ettiği berbere gidiyor, "bunu berbere ver" deyip cebime koyduğu parayı tıraş sonunda olduğu gibi berbere veriyordum. Babam: "tabelanın bira üstü verilir" diyordu. İlkokul yıllarında bu “berber parası” meselesi yüzünden babamla aramızda tatsız bir durum yaşanmıştı ama o konu başka bir “haslet”in konusu olduğundan burada yer vermeye gerek görmüyorum.
Artık "kendi seçtiğim düzgün bir berberim olsun" dediğim ve ününü duyup ilk kez dükkânına girdiğim, deneyimli bir "mahalle berberi" Abdullah Bey, bu "haslet"i farklı bir şekilde yaşatarak öğretmişti.
Tıraş günü tabela, önüme düşen kesilmiş saçlar ve ara sıra bunları bertaraf etmeye çalışan fırça darbeleri ile berberin başımı eğdiren güçlü parmakları arasından kısık gözlerle baktığım aynadan, net olarak görünüyordu. Tıraş bitince "Borcum ne kadar" diye sormadan, bozukluk param da vardı ama, yine de babamın öğüdünden farklı olarak, “değeri berber belirlesin" düşüncesiyle cebimdeki bozukluklardan ziyade tabelada yazandan oldukça yüksek değerdeki bir banknotu uzattım. Berber çekmeceye döndü, benim verdiğim banknotu ayrı bir göze koydu ve diğer gözlerden aldığı birkaç tanesini üst üste koyduktan sonra bana uzattı. Ben de alıp cebime koydum. "hayırlı işler" dedikten sonra tam dönüp giderken berber: "delikanlı, ben verdiğini sadece bozdum" dedi. Kısa bir duraklamadan sonra hemen elimi cebime attım. Gerçekten verdiğim para, farklı banknotlarla fakat aynı miktardaydı. Stratejim işe yaramamıştı. Hafifçe dönerek babamın önerdiği, az önce tabeladan gördüğüm değerin biraz üstündeki miktarı ayırarak berbere verdim. Berber parayı alıktan sonra saymayı bıraktım, bakmadan çekmeceye koymuştu. Sonraki uzun yıllar, "damat tıraşı" dahil, berber mesleği bırakıp emekli olana kadar müdavimi oldum. Hiç "borcum ne kadar" diye sormadan.
İş yaşamına yeni başladığım ilk gençlik yıllarımda, çalıştığım devlet kurumunda sadece "garantili ve sigortalı bir iş" olması nedeniyle "vasıfsız eleman" olarak çalışan, asıl mesleği berberlik olan, mesai saatleri dışında bir berberin yanında ve öğle arasında da kurumda "ek iş" olarak yaptığı ve bazı üst düzey memurların da müşterisi olduğu bir "berber"i de bir kez "katkı olsun" anlamında denedim. Ancak bu işin böyle olmaması gereğini çabuk kavrayarak vazgeçtim. Orada da "tarife" üçe beşe bakılmadan "ne verirsen" mantığı ile giden bir süreçti. Kurum içinde, bu "ne verirsen" ler ile berberin, şehrin körfez manzarasına hakim bir semtinde "üç katlı evi" olduğu şeklindeki söylentiler, kulaktan kulağa ulaşıyordu.
İleriki yıllarda teknolojinin de yaşamımıza girdiği, ekonomik olarak da daha yetkin olduğum zamanlarda, bir arkadaşın önerisi ile bazılarınca "sosyete berberi" olarak tanımlanan, zamanında köyünü terk edip şehirde "usta"laştıktan sonra "zengin"lerin yaşadığı semte dükkan açmış bir berberin müşterisi oldum. Randevu almadan gidemeyeceğiniz, usta ve çırağın birbirine "bey" diye hitap ettiği, kişisel kullanım için özel olarak paketlenmiş tıraş araçlarının bir "otoklav" cihazında "dezenfekte" edildiği, "modern" ve "konfor"lu bir ortam. Siz koltukta otururken, saçınız berberler için tasarlanmış özel bir lavabo içinde yıkandıktan sonra tıraş başlıyordu. Değişmeyen tek şey, gözünüze düşen saçlar ve onları bertaraf etmeye çalışan bir fırça. Saç yıkamayı, saç kesimini ve tıraş sonrası kurutma ve fön işlemlerini ayrı kişilerin yaptığı "tıraş" sonrasında, "manikür ister misiniz?" diye "metroseksüel" gereksinimleri karşılama isteği. Aynada "tabela"yı göremediğim için tıraş sonunda yaklaştığım yazar kasa önündeki, patrondan işaret almış "kibar" bir sesin: "sizden şu kadar alalım" derken dijital ekranda beliren, gözünüzün fal taşı gibi açılmasına sebep olabilecek bedeli ödemek durumunda kaldım.
Pandemi sırasında doğal olarak herkes gibi berbere gidememiş bu süreçte eşim bu görevi üstlenmişti. O dönemde Youtube kanalında kendin yap (DIY) kapsamında saç kesimine ilişkin çok sayıda video izlemiş eve, makas tarak gibi profesyonel berber araçları almıştım. Sakal bıraktığım bir dönem olduğu için zaten şarjlı sakal düzeltme ve saç kesim makinam da vardı. Aslında eşim süreç boyunca bu işte epey ustalaştı da diyebilirim. Pandemi sonrasında eski berberime, konum değiştirdiğinden ulaşamadım ama ne yalan söyleyeyim pek de arama gereği duymadım.
Ancak evde yeterince sorumlulukları olan eşimi artık bu işten kurtarmak adına, "esnaf berberi" olarak tanımlanmış, yaşından ve başından deneyimli olduğunu düşündüğüm bir berberi gözüme kestirerek ilk kez gittiğimde yine eski usül "tabela üstü" mantığını uyguladım. Berberin çok memnun olmadığını yüzündeki ifadeden anladım ama yine de "sıhhatler olsun" deyip göndermişti beni.
Geçtiğimiz günlerde bayram öncesinde, bulunduğum konum ve zaman gereği bu berbere tekrar gitmek zorunda kaldım. Arka duvarda asılı, enflasyona yenik düşmüş "Tabela"yı gördüm. Tıraştan sonra, o malum soruyu sormadan tabela üstü miktarını ödememe rağmen berber:"100TL daha rica edeyim dedi"
“Dimyat’a pirince gitmek”ten vazgeçeceğim anlaşılan…
