ZONGULDAK HOLMİYUM
Bu yılın ilk ayında altmışaltıyı doldurup 67 yaşına basıyorum. Doğduğum yıldan, yirmialtı yaşında evlenip de çocuğum ilk yaşına ulaşana kadar, doğum günü kutlaması nedir bilmedim desem yanlış olmaz. Nedense bizim evde doğum günü kutlaması yapılmazdı. Benden önce doğmuş iki kardeşim için de durum farksızdı. Annem, tarihi de kesinleyerek "sen öğlene doğru doğdun" derdi. Sonraki yaşlarımdan hatırladığım imgesiyle; sigarasını ağzından eksik etmeyen, meşhur turuncu desenli poşusunu çenesinden dolandırıp tepesinde bağlamış, sırtında kendi ördüğü hırkası ile dolaşan köyün tombik ebesi "Teto Brahimla" (İbrahim'in karısı teyze, çünkü bizim köyde kadınlar kocasının ismi ile tanınır, çoğunun adı telaffuz edilmezdi), gelip doğumu gerçekleştirmiş. Babam günler sonra Kaza'ya inip nüfus müdürlüğüne gittiği günün tarihini doğum tarihi olarak yazdırınca da benim iki doğum günüm oldu. Ancak pratikte iki doğum günüm olmasına rağmen o kadar yıl birini bile kutlamamış olmak ilginç. Ondan sonraki yıllarda gelişen "trend"ler sayesinde kutlamak gerektiğinde de bu tarihler sorun oldu. Hangi günü kutlamak gerektiğine karar vermem istenen veya "bunu kaçırdık diğerinde kutlarız" gibi durumlar ortaya çıktı. Ben yine de pek kutlama taraftarı değilim. Özellikle tüketim ideolijisi ile insanların manipüle edildiği, kutlamadan çok alış-verişe yönlendiğini belirtenlerle aynı görüşte olduğumdan bu durum daha da işime yaradı. Ancak gelişen ailemizde doğduğu günden itibaren kutlamaya "maruz" kalanlar (eşler, çocuklar ve torunlar) açısından doğal karşılandığı için ben de oyun bozanlık etmiyorum. Üstelik zamanı geldiğinde, doğum günü kutlaması için otuzbin feet yükselip binlerce kilometre yol kat etmeyi göze alarak.
Sözünü ettiğim trendlere boyun eğerek Altmışbeşimi doldurup da altmışaltıya girerken örneğin bir şiir yazarak duygularımı paylaşmıştım dostlarımla.
Bu yıl, iki seçenekli bir yaklaşım denemek istedim. Böylece doğum günü kavramını değiştirerek bir güne sığdırmak yerine yaşamanın bilincine varmak ve bunu da bir yıla yaymak istedim.
Askerlik yapmış olanlar bilir; terhis olmaya günler kala, örneğin, "bugün şafak 35" denip bölükteki İzmirliler'in sırtına binilir ve bir süre sizi taşıması istenir; sıra Adana'ya gelene kadar bir türlü geçmeyen son günlerin eğlenceli hale gelmesi sağlanırdı. O örnekten hareketle ben bu yıl 67 nolu plakalı ilimiz Zonguldak' tayım. Bir fırsat olursa fotoğraf çekmek adına bir gezi de fena olmaz hani. Şimdiye kadar hiç gitmediğim Zonguldak, ilginç bir il. İlk aklıma gelen, kömür madenleri ve madencileri ile ünlü olması. Bir de "Karaoğlan Ecevit". (Şimdi Zonguldaklıların bir Karaoğlan’ı var mı? Bilmiyorum). Sanırım Zonguldaklıların önemli bir bölümü, 1960'lı yıllardaki işçi göçü nedeniyle Almanya'da Kuzey Ren Westfalya eyaleti, Ruhr diye adlandırılan maden bölgesinde yaşıyor. Orada dolaşırken, kime sorsanız Zonguldaklıyım der. Şimdilerde Almanya'da müze haline getirilmiş maden işletmelerinde, çok sayıda Zonguldaklının fotoğraflarını ve kişisel eşyalarını koydukları personel dolapları üzerinde isimlerini görebilirsiniz. Günümüzde ikinci ve üçüncü nesil Zonguldaklılar, artık madenci olarak çalışmıyor Almanya'da. Ancak Zonguldak'taki hemşerileri, halâ "kara elmas" yutturmacası ile "grizu" gerginliği içinde "kömür karası", kendilerince de "ekmek parası" mücadelesi içindeler ne yazık ki...
Geçtiğimiz altmışaltıncı yılda, 66 nolu ilimiz Yozgat’a gidemedim ancak bundan yıllar önce (tam 43 yıl olmuş) “vatani görev” için Ağrı’ya giderken bir “ihtiyaç molası” süresince sadece bakışabilmiştik Yozgatlılarla. Yaz olmasına rağmen soğuk hissetmiştim ortamı. Sonraki yıllarda iş arkadaşlarımdan biri Yozgatlıydı. Çamlık denen bir mesire yeri olduğunu öğrenmiştim sadece. Bir de Atatürk, Yozgat’a son gidişinde: “Çok mütehassıs oldum. İçimde cidden tatlı sevincin heyecanı var. Yozgat’ın yüksek ve asil halkına teşekkür eder, istirahatler dilerim” sözlerini, paylaşılan bir yazıdan okumuştum. Zaten o günden buyana, Yozgatlılar istirahat halinde…
Bu birinci seçenek, 81 ilimiz olduğuna göre 81 yaşına kadar geçerli. O zamana kadar ömür izin verir mi bilinmez ama şimdilerde seçim fırsatı olarak il olmayı bekleyen ilçeler (daha fazla bedavacıyı beslemek adına olsa gerek) il olursa ne alâ. Aksi durumda yeni seçenekler bulurum herhalde.
Doğum yılı için İkinci seçenek olarak ise geçtiğimiz yıllarda bir kitaptan esinlendiğim, yazarının; "bu yıl ben falanca elementim" dediği ve eriştiği yaşın sayısal değerine eşit atom numarasına sahip, periyodik tabloda yer alan elementlerden biri olarak kendini tanımlamasını örnek almak istedim.
Ben, bu yıl boyunca yaşarsam hem plaka numarası 67 olan bir Zonguldaklı hem de atom numarası 67 olan periyodik tablodaki bir element olarak yaşayacağım.
Yani "Holmiyum" olarak.
Holmiyum (Ho), atom numarası 67 olan nadir bulunan toprak elementlerinden biri. O halde ben de yıl boyunca kendimi çok özel biri hissedebilirim.
Ne yazık ki ülkemizde bulunan bir element değil. Ben varım yeter!:))
Bir önemli yanı da ABD başkanı Trump, bu nedenle ülkemize “sulanma” gereği hissetmez.
Peki siz bu yıl hangi elementsiniz?